28 Ekim 2008 Salı

Bana baktığınızda ne görüyorsunuz?

Sorumsuz olduğumu mu?
Çok kolay… Sorumluluklarını hiç yerine getirmeyen bir insanım değil mi? Ama üzerimde ne kadar sorumluluk olduğuna bakmak hiç aklınıza gelmez… Sorumluluk bilincinde olduğunu düşündüğünüz insanların üzerinde ne kadar yük olduğuna bakın bir de… Gerçi köpekler renk körüdür; gözlerinin önündeki gökkuşağının renklerini bile göremezler…

Sevimli olduğumu mu?
Evet, sürekli gülümserim… Dinlemeyi, dinlerken gülümseyip olumlu tepkiler vermeyi; anlatmayı, anlatırken kahkaha atmayı da severim… Şirin konulardan bahsetmekten de çok hoşlanırım. Peki, nasıl bu kadar gülebiliyorum hiç düşündünüz mü? Bir insan neden bu kadar güler… Deli gibi gülerken, “oha” demenize sebep olurken hiç gözbebeklerime bakmayı denediniz mi?

Ciddiyetsiz olduğumu mu?
Gereksiz gülüyorum değil mi çoğu zaman? Yersiz laflar ediyorum bir sürü… Konumuma hiç yakışmıyor; hatta yaşıma, okuluma, içinde bulunduğum gruba, belki bazen soy ismime… En güzeli yapay olma değil mi; dünyaya bir kez daha gelme şansımız yokken… İnsanların “kendi” olmasına, içindekileri saklamamasına izin vermemeye çalışmak; karakterlere müdahale etmeye çalışmanın mantığını kim açıklayabilir bana?

Şımarık olduğumu mu?
İnsanın şımarmayı en çok sevdiği insanlara çekinmeden şımarabilmesi kadar güzel bir şey olabilir mi? Böyle bir rahatlığı garipsemenin bir mantığı olabilir mi? Belki şımarmasam dışavurumlarım çok daha şiddetli yansıyacak etrafıma, hiç bunu düşündünüz mü?

Basit olduğumu mu?
Maskelerin arkasını görmeyi denemeye ne zaman başlayacak insan? Kimin hayatı basit? Kimin içinde fırtınalar kopmuyor, kimin aklındaki düşünceler arapsaçı gibi olmadı -en azından- zaman zaman? Kimin kalbi bazen deli gibi çarparken bazen attığını bile hissedemiyor... Kim bazen aynaya baktığında kendine hayran olurken bazen kendini dünyanın en gereksiz, en değersiz, en aptal varlığı gibi hissetmiyor?
Peki, söyler misiniz, bu özelliklere sahip olan bir varlık nasıl basit olabiliyor?

Hiç yorum yok:

Arabesk (?)

Şöyle demişim 25 Eylül 2017’de: “Önce kendine tutun, sonra kendinle bir tuttuğun insanlara, sonra hayatın ta kendisine tutun..” Ne güzel dem...