17 Temmuz 2022 Pazar

Arabesk (?)

Şöyle demişim 25 Eylül 2017’de: “Önce kendine tutun, sonra kendinle bir tuttuğun insanlara, sonra hayatın ta kendisine tutun..”

Ne güzel demişim, etkilendim :)

Tam olarak da öyle yaptım. Üzerinden neredeyse 5 sene geçmiş. Şu andaki mutluluğumu tamamen bu yaklaşıma borçluyum, bu cümleyi gördüğümde farkettim.

Herneyse.. 

buraya gelme sebebim başkaydı. Benden başka kimsenin okumadığı, nadir de olsa buraya arada not aldığım kendi tarihime not düşmek istediğim bir tespit için geldim. Benim şu ilk farkındalığını çok küçükken, henüz ilkokul sıralarında iken yaşadığım bir “ait olmama” hissim var ya hani.. bunun üzerine uzun bir sohbete giriştim yakın bir dostumla. Hayatımda bir çok, belki de tüm “tutunamama” hikayelerimin temelinin bu olduğu kanısına vardık/m. Bunun beni “özel bir insan” mı yoksa “şanssız, kaybeden” bir insan mı yaptığı tartışılır, ve tek bir cevabı yok. Ama kendimi “tutunamayan” gibi arabesk bir tespit koymak… :)

Sevgiler dünyaya <3




13 Temmuz 2018 Cuma

Nasıl?

Sanırım artık kararım belli, artık emnim, devam etmek istemiyorum.
Bir sonraki adım ise en zoru.... ne zaman?? Nasıl??? Ayrıntılar.....
Annem.

23 Ekim 2017 Pazartesi

Korkar oldum duslemekten

Ne guzel demis gonlumun efendisi :)
Cok ilginc, insanin gencliginde kalbine dokunan seyler; kisiler, sarkilar, sozler...asla etkisini yitirmiyor. Elbette duygular da degisiyor buyudukce bircok sey gibi. Ama o iz orada duruyor, yoklayinca hissediyorsun.


Duslemiyorum su aralar; sanirim gercekten korkar oldum duslemekten.

21 Ekim 2017 Cumartesi

16 Ekim 2017 Pazartesi

Bosluktayim.


Hayir, bir karmasanin ortasindayim.


Tam diyorsun ki birseyleri dengeye oturttum, yiyorsun tokati. Bu neymis arkadas, bende de nasil bir bunye varmis. Dengenin esamesi okunmuyor.
Bir soru var aklimda. Beynimi yiyor. Donup donup bu soruya geliyorum. Cevaplayamiyorum. Uzaklasmak istiyorum. Kacamiyorum. Ne yapmali? Bilmiyorum.


Galiba hic degismeyecegim. 18´imde boyleydim. 25´ime geldim, degistim dedim kendi kendime, ve de inandim. 29´umdayim, suphe goturmez bir sekilde degismedigimi gorebiliyorum.


En gurur duydugum yanimdir belki, hep soylerim: yasadigim hicbirseyden pisman degilim. Cok hata yaptim belki, ama hic pisman olmadim.
Ama simdi; tam olarak bugun; dusunuyorum.... bu sefer pisman olacagim bir hata mi yaptim?

25 Eylül 2017 Pazartesi

100% of hapiness

3-4 yıl yazmadım diye bin pişmanlık yaşayıp 9 ay daha yazmamak tam da benlik bir hareket olmuş :)

Aslında farklı girişimlerim oldu bu süreçte; daha da eski günlerime dönüp günlük tutmaya başlamak gibi. Sonuç? Birkaç ay önce sadece 1 sayfa yazdım, henüz devamı gelmedi :) Oysaki tam da moda girip başlamıştım. Vallahi de tillahi de söz, devam edeceğim!

Az önce bunlar aklımdan geçerken dedim ki kendi kendime: öncelikle bu ikisinin ayırdına var; günlük çok farklı bir boyut, blok çok farklı. Şimdi bu farkındalığı burada da dökümante ettiğimi göre blog moduna geçebilirim !

Dönüm noktası filan gibi kavramları konuşurken kullanmak çok kolay, yaşamak apayrı..
Ancak ben her zamanki pozitif önyargılarımı hiçbir zaman yanımdan ayırmadım. Ha sanki hep çok mu faydalı oldu sana derseniz, olsun kardeşim, faydası da zararı da bana, ben böyle olmaktan sanırım hiç vazgeçmeyeceğim.
Bir ay içerisinde bu kadar çok duyguyu aynı anda yaşamak her zaman nasip olmuyor örneğin: heyecan, panik, stres, hayalkırıklığı, heves, motivasyon, ümitsizlik, hayranlık.... neler neler. At bakalım pozitif ön yargıyı kafandan -benim için sadece negatifler kalır ve pozitif önyargım diğer pozitifleri de yanında alır götürür.
*_* Dil mi bilmiyorsun, bu yüzden zorluk mu çekiyorsun? Hala yeni bir dil öğrenebilmen için bir fırsat.
*_* Hayalkırıklığına mı uğradın? Bunun sana özel bir durum olmadığının farkında olduğuna göre, kendinde birşeyleri değiştirebilme gücünü toparlayıp aksiyona geçmen için bir fırsat.
*_* Ümitsizliğe mi düştün? E hani "bir şeyleri değiştirebilme gücü"? Lütfen bir önceki maddeyi hatırla, kendine gel!
*_* Stresli misin? Konuş! Hani sen iletişim kurmaktan hiç çekinmezdin?
*_* Panik mi oldun? Bence tekrar bir önceki maddeye geri dönebilirsin; iletişim bir çok şeyin ilacı bence.
*,_,* Heyecanlı mısın?
*,_,* Hevesli misin?
Bu duygularını hiç kaybetme.

Önce kendine tutun, sonra kendinle bir tuttuğun insanlara, sonra hayatın ta kendisine tutun. Ve hep dürüst ol, pozitif ol. Bir bakmışsın neler neler değişmiş..

Hayat güzel, değil mi? "100% of hapiness" a hayır demiştin de diğer yarın "neden..." diye üzülmüştü ya.. Hayatın ve senin güzelliğin değil de kim çıkaracak bu oranı %100'e?

E hadi bakalım, selametle!


8 Aralık 2016 Perşembe

geçmişi yarım yamalak olan kadın

Bir ekşi sözlük başlığı aracılığı ile bir blog'a ulaştım. Son iki yazıyı okuduktan sonra 2011 yılına ait ilk iki yazıyı da okudum. 5 yılda hiç tanımadığın bir insanın bile ne kadar değişim geçirdiğini sadece dört yazı ile anlayabiliyorsun.

Sonra aklıma kendi blogum geldi, yıllardır hiç uğramadığım blogum :) Geldim buraya, en son yazımdan son yazıma kadar çoğu yazımı okudum. Bazılarına sadece göz gezdirdim.
Bir kısmı gülümsetti beni, bir kısmı içimde çok derinlerde kalmış birşeyi anımsatıp acı bir tebessüme sebep oldu, bir kısmı özlem duygumu alevlendirdi.. Bazılarında ise kendimden utandım neden böyle cümlelerle ifade etmişim kendimi diye; silmeyi düşündüğüm yazılar oldu hatta, geçmişini kabul et, çocukluk etme dedim sonra kendime.

Yazmayalı çok zaman oldu. Uzun süre günlük tuttum, sonra buraya birşeyler karaladım, bu süreçler boyunca kendi kendime yazdığım şeyler de oldu. Ama uzun zamandır hiç yazmadım. Sık sık aklıma geldi, ama yazmadım. Nedendir bilinmez :) Ama bence iyi yapmadım. Dönüp buraya baktığımda geçen yıllarımı yazmayarak bazı şeyleri çöpe atmışım gibi geldi, sanki geçmişim yarım yamalak gibi. Çok güzel yazdığımı düşündüğümden değil (asla değil:)), kendimi kendi tarihime not düşmeyi atladığımdan dolayı pişmanlığım.

Geçen koskoca 3 yılda bir sürü dönüm noktası, tüm insanların hayatında olduğu gibi benim hayatımda da bir sürü mutluluk, kırgınlık, heyecan yaşandı. Ve şimdi yine bir dönüm noktasındayım. Gidiyorum.
Evlilik zaten bir dönüm noktası iken, henüz 6. ayı dolmak üzere olan bu dönüm noktasını bir de ülke değiştirerek taçlandırma kararı aldık.
Umutluyum, tedirginim, sevinçliyim, hüzünlüyüm.. Belki bugün bir başlangıç olur, belki tekrar kendi tarihime notlar düşmeye başlarım, kim bilir..

Sevgiyle..

13 Ocak 2013 Pazar

falling forever

Kaldırabileceğimden çok daha büyük bişeyin altına mı giriyorum? Emin olabilsem; bir an bile emin olabilsem çekip giderim. Gider miyim gerçekten? Bişey..engel oluyo. Bunun da altından kalkabilecek kadar güçlü olduğumu bilmek istiyorum belki. Etrafımdaki insanlar bilinçli ya da bilinçsizce senelerce ne kadar güçlü olduğumu test etmedi mi durmaksızın? Ve beni hala ayakta tutan şey bu yaşadıklarımın beni daha güçlü bir insan yaptığını düşünmem değil miydi? Belki şimdi de ben kendimi test etmek istiyorum. Ama ya başarısız olursam korkusu peşimi bıraksın artık. Çok düştüm ama hiç yerden kalkamadığım olmadı ki.. Hiç tam anlamıyla başarısız olmadım ki.. Kimileri benim için üzülerek bana bakarken bile tek bildiğim o an onlardan daha güçlü olduğum değil miydi?

Hayatta kendimi güçsüz ve başarısız hissettiğim tek bir şey var; ve biliyorum ki eğer bunun altından kalkarsam o saçmasapan başarısızlıktan da kurtulmayı başarıcam. Başarısızlık? Çok saçma bir tanım oldu. Zayıflık? Evet zayıflık. O da bitecek biliyorum. Ve sadece olayların akışı içinde bitip gidecek..

Aptallık mı ediyorum?

31 Aralık 2012 Pazartesi

Heykeltraş..

"Perde açılır. Dekor oldukça sadedir: bir balkon, yerde bir döşek, bir gitar, hareketsiz bir kız. Tek oyuncu: bir heykeltraş. Ve oyun başlar.. Heykeltraş usulca uzanır ve kızı karşısına alır. Önce birasını yudumlar sonra sıcacık bir gülümseme kaplar yüzünü. Kız canlılık hissiyle ürperir, çırılçıplak hisseder kendini, yeni doğmuş gibi, tertemiz.. Halbuki birsürü deliğe girip çıkmıştır bu balkona gelene kadar, göz ucuyla kendi vücudunu süzer, pasaklı bir görüntüyle karşılaşır. Sonra heykeltraşın gözlerindeki yansımasını farkeder; pırıl pırıl.. Heykeltraş hiç görmemiştir o kiri pası, elinin kenarıyla temizleme ihtiyacı bile hissetmemiştir. Kız konuşmaya çalışır ama heykeltraş müzik dinliyor edasıyla bakıyordur ona. Kız ne yapacağını bilemez. Derken bir panik anı yaşanır, kız yine bir zarar göreceğini düşünür; çünkü heykeltraş kocaman elini ona doğru uzatmaktadır. Kızın göğsüne yavaşça dokunur ve bütün duyguları dışarıya atıp umut doldurur o minicik yüreğine. Kız neşe saçmak ister etrafına ama beceremez, gözlerindeki pus izin vermez buna. Sonra heykeltraş o cansız gözlere bakar ve iki kelime dökülür dudaklarından; gözler birden canlanır, ışıltısı ile bütün balkon aydınlanır. Kızın gördüklerini flu yapan tek şey, iki damla mutluluk esintisidir. O dakikadan sonra o döşeğin üzerindeki bütün dokunuşlar kızın her bir parçasına ayrı ayrı hayat verir. Son olarak ellerini tutar heykeltraş genç kızın. Genç kız fark eder ki çok şanslıdır; heyecandan buz gibi olmuş ellerini ısıtacak sıcacık bir yüreğe sahip bir kahraman vardır yanında. Perde kapanmaz, ama dekor büyür, büyür ve sahneye sığmaz olur. Tüm geceler, sabahlar, filmler, müzikler, barlar, sokaklar… hepsi onlarındır artık. Koca evren onlar için dekor olmuş, onlar da kocaman yürekleriyle yer yüzündeki en güzel oyunu sahnelemeye koyulmuşlar."
Her güzel oyunun bir sonu var mıdır? Bilmiyorum, ama bu oyunun bir sonu varmış. Varmış ki, heykeltraş da kız da mutsuz olmuş sonunda.. Önünde var olan bütün yollarda mutsuzluk olduğunu biliyorsa, insanoğlu en az mutsuzluk olanı seçer değil mi? Öyle yaptı kız. Kendine göre mutsuzluklardan mutsuzluk beğendi...

28 Kasım 2012 Çarşamba

lağn?

Noluyo olm anlamadım ki..

çatırt diye aşık olunmaz, bu aşk değil. zaten aşık olmayacağını bildiğin bi dönemde hele aşık olmayacağını bildiğin birine hiç aşık olamazsın. yok, bu aşk değil.

hoşlanma dediğin şeyin zaten artık iyicene boku çıktı. önüne gelenden hoşlanma potansiyeli var insanoğlunun amk. hoşlansan böyle mal mal düşünmezsin.

bu öyle saçmasapan bişey. zaten bok gibi başlamış. ikinci günde olmicak demişsin. olmicağına inanıp başarılı da olucakmışsın. e sonra duramamışsın bidaha bi yoklamışsın. bu sefer demişsin ki, valla olmicak. ona da bunu anlatma çabaların olmuş. sonra yine bi mola. sonra yine duramamış birileri. bu sefer güzel olmuş. oha demişsin olur mu ki lan? ama öyle gaza gelmemek lazım, artık olgunsun oğlum zamana bırak demişsin. bunu da başarıyomuşsun ki, o ne güzel bi adım atmış. sonra? sonra noolduğunu anlamadan bişey olmuş. belki de taaaa ilk seferde olmaz deme sebebini görmüşsün. bi de tavrını belli etmişsin bu yüzden.

e şimdi senin derdin ne gülüm? niye pişman oluyosun? o kurduğun saçmasapan cümleyi niye kurdun o zaman? niye mal gibi içtin o kadehi de, şimdi o bakıştan tam olarak ne anlamalıydım diye hatırlamaya çalışıyosun? neye pişmansın? hangisine? tamam. kurduğum o cümleye pişmanım. ve o nalet olasıca cümle ilk kez ilk adımı benim atmam gerekliliğini doğuruyo. ya mal mıyım ben neyim?

yarın olsun.

Arabesk (?)

Şöyle demişim 25 Eylül 2017’de: “Önce kendine tutun, sonra kendinle bir tuttuğun insanlara, sonra hayatın ta kendisine tutun..” Ne güzel dem...