20 Aralık 2009 Pazar

gıdı

"hayat ne kadar garip..." >> çokça geyik malzemesi olan bi cümle olmuştur bizim aramızda...ama bugünlerde "hayat çok garip.." deyip duruyorum kendime..evet, hayat gerçekten çok garip..
garip olan biz miyiz_? hayat mı bize göre olmayan, yoksa biz mi bu hayata ait değiliz?? ulan neler yaşıyor insan, dönüp baktığında nasıl da şaşıp kalıyor zaman zaman ! nasıl diyorsun, nasıl bu noktaya geldim ?! ne yaptım ?? gerçekten, ne yaptım? herkes kendi hayatının derdindeyken, çok zaman var ki ben de onların hayatının derdine düştüm. kendi dertlerimden uzaklaşmak için, sanki kaçmak mümkünmüş gibi.. benim derdime düşen olmuyor ama hiç..e haklılar da, hangi insandan böyle bir şey istenebilir ki, neden istensin ki? peki ben neden yapıyorum ki bu saçmalığı..?!




tek dileğim, öpemeden bir bebeğin gıdısını, tükenip gitmesin çağım :)

3 Ekim 2009 Cumartesi

...miş

anlayışsızlıklar, anlayamayışlar, paylaşımlar, paylaşamayışlar, bazen bir düğüm, bazen bir yumru, bazen bir sel olan gözyaşları, taş olan kalpler, yumuşamaya çalışan yürekler... ne hayatmış arkadaş ! insan neler görüyomuş, neler farkediyomuş, neler öğreniyomuş hayatta... büyüdüm demicekmişsin hiçbir zaman, biliyorum demicekmişsin, anlıyorum demicekmişsin; kendine bile ! insan önce kendini tanıyamıyomuş çünkü...kendini anlayamıyomuş bazen...! öylesine biri "sen şöylesin" dediğinde gülüp geçtikten ya da kırılıp bikaç damla gözyaşı akıttıktan sonra, gerçekten öyle olduğunu farkedebiliyomuşsun...bir insanı kimse tam anlamıyla anlayamazmış meğer, kimse senin için yaşamazmış, istisnalar hariç; bir ömürde çok da fazla karşılaşamayacağın istisnalar... sen biri için kendini parçalasan da seni farketmeyebilirmiş; marifet çok ufak parçalara ayrılmamaktaymış ki farkedilebilesin... insan büyük konuşmamalıymış asla, sonunda acısı kötü çıkarmış...

esra'nın hayat dersi çıkarası gelmiş :)

bi de...başarısızlığa uğradığında yılmamak gerekirmiş; çakmak bile ilk çakışta yanmazmış, bunu da az önce öğrendim :D

12 Eylül 2009 Cumartesi

Sorma Anne...

Ne olur bana bir şey sorma anne
Arada birdir bu durgunluğum
Bugün yine kederliyim biraz
Büyük bir sancı var içimde üstelik...

Hani hep büyümek isterdim ya
Hani koca bir kadın olup
Sizin sohbetlerinize eşlik etmek
Kendi ayaklarımın üstünde durmak isterdim ya
Görüyorsun büyüdüm anne...
Şimdi ise keşke hiç büyümeseydim diyorum kendi kendime
Keşke saçlarını okşadığın küçük kızın olsam hala
Şöyle bir dizine uzansam,sen masallar anlatsan
Sonra şeker yiyip,çizgi film seyretsem
Gece nöbetlerine tutsam seni hasta olduğumda...

Bu hayat zormuş anne,hem de çok
Sandığım gibi görkemli de değilmiş
Elimde balonlarla koşturmanın tadı
Meğer hayal ettiğim hiçbir şeyde yokmuş...


Ne olur bana birşey sorma anne...
Dedim ya arada birdir bu durgunluğum
Biraz canım yandı yalnızca bu
Bilmediğim bir gerçeği daha öğrendim bugün
Her şey gibi sevgiler de yalanmış büyüyünce
Meğer o büyük sevdalar,
Yalnızca senin masallarında yaşanırmış
ve kimse senin gibi karşılıksız sevemiyormuş...
Ismarlama yaşanırmış büyük sevgiler
ve tüm başlangıçlarda bir son gizliymiş meğer...
Öylesine ani oluyormuş ki gelişler
Önce ılık bir ilkbahar rüzgarı esiyormuş gönüllere
ve ardından ayrılık rüzgarları sonbaharda...

Ne olur bana bir şey sorma anne...
Aldırma akan gözyaşlarıma
Belki hala elini uzatıp silebilirsin eskisi gibi
Ama bu sefer benden çaldıkları
öylesine büyük ki...

K_br_C

15 Haziran 2009 Pazartesi

garip...

Gözlerini bir anlık kapadığında derin bir özlem hissetti içinde, biraz kıpırtı ve heyecan, sonra da küçücük bir coşku tattı o birkaç saniye içinde kendi yüreğinde. Sonra açtı gözlerini, tek yapmak istediği boş vakit geçirmekti bir gecelik. Yaptı da istediğini, oldukça boş vakit geçirdi özlem canını acıtmasın diye; ama artık gözlerini kapadığında daha fazla kıpırtı, heyecan ve coşku hissediyordu. Özlem ise yok olmuştu insanlar yeni güne başladığında. Ama bu özlemin gidişinden gelen sevinç biraz kırgınlık yaratıyordu sanki onda, öncesinden biriktirdiği kırıklar da yüzeye çıkmak için inat ediyorlardı. Gergindi, kırıklar acıtıyordu canını. Dayanamadı sonunda, bünyesinin tepki göstermesine izin verdi. Amcanın biri cızırtılı radyodan “zahide” ye seslenirken, o; kıpırtı, heyecan ve coşkuyu haberdar etti gözyaşlarından. İnkâr etti kıpırtı, reddetti heyecan ve çağırdı coşku… Reddetmeyi beceremezdi hiç, bu kez reddetmek de istemedi. Özlem diye tanıtıp kırgınlık diye anlatmaya devam ettiğimiz duygu her şeye dönüşürdü; o duyguya “o” diyoruz artık. “O” yalnız bırakmadı tabi, coşkuya birlikte koştular, bağırarak, kırarak birbirlerini, üzerek, ağlayarak… Coşku o gece bırakmadı onları, ellerinde değildi aslında, kör olsundu para ! Coşku hiç bilmedi bunu, sandı ki onlar da sadece seline kapıldı kendisinin. Ama sele onların da kapılması çok da vakit almadı aslında. Evet, sele kapılmışlardı ama başlarda serinleten rahatlatan narin bir akıntıya benziyordu yalnızca. “O” tehlikeye kapıldıklarında kurtardı kendini, çok canı yanmıştı, çok yara almıştı kısa zamanda. Ama herkes o kadar güçlü olamadı. Kendisi için her şeyi ifade etmeyi başardığı kişiyi de kurtarmayı akıl edemedi, belki kendisi kurtulur sandı bilinmez. Ama o kadar kolay olmadı kurtulmak. Coşku çok acıttı bir süre sonra ve yok oldu. Sel hortuma dönüştü sonra, çırpınsa da işe yaramıyordu zorla içinde tutuyordu onu. Her bağırışında daha sert esen rüzgârıyla yere çarpıyordu, her ağlayışında kendi yağmurunu getirip sırılsıklam ediyordu. Artık hortumun dışı görünmüyordu, ama sesler duyuluyordu: sitemler, gözyaşları, kırgınlıklar, kızgınlıklar… Sesleri uzun süre içi acıyarak dinledikten sonra biraz sessiz kalmaya karar verdi, sonra en kuvvetli atağıyla kurtulacaktı hortumdan. Tam da o sırada bir sıcaklık hissetti. Yabancıydı sıcaklık, ama hortumu da seli de yağmuru da çok iyi tanıyordu ve kızgındı onlara, biraz kırgındı. Dedi ki güvenin olayım; rüzgâr ve yağmurdan kurtarayım seni, birlikte ısınalım… Korkuyordu, kafası çok karışmıştı, ne hissettiğini bilmiyordu, ne düşündüğünü ise kendisi bile anlayamıyordu artık. Neyin peşine düşmeliydi? Ya da hiçbir şeyin peşine düşmeden akıntıya, rüzgâra mı bırakmalıydı kendini? Sonra sıcaklığı hissetmeden önceki kararı geldi aklına; evet bu sıcaklık ona güven veriyordu ve kararını uygulamasına yardımcı oluyordu. Evet, oldu ! Hortumdan kurtuldu, ısınmak yeterliymiş meğer… Sonra “o”nu gördü tekrar. Aynıydı. Hiç değişmeden onu bekliyordu. Aynıydı ! “O”nsuz olmazdı, anlamıştı… Güvenin tek yaptığı sıcaklığını hissettirmek değildi artık, daha da yaklaştı, gösterdi kendini. Isınmak güzeldi. Ama coşkunun sele dönüştüğü gibi sıcaklığın da alevlere dönüşmesinden korkmamak elde değildi ki. Korku azalarak devam ediyor, bu sırada “o” ve sıcaklık, sel ve hortumdan kalan yaraları sarıyor. Yaralar sarılırken hortumun dışındaki dünyaya tekrar adapte olmaksa, ne hale geldiğini gördüğü için acı veriyor.

ACI veriyor...

13 Nisan 2009 Pazartesi

burcumdan unutamayacağım cümle :)

herkes bi film demiştin ya sevdiğim, bu dram filminde başrol oynamaktan çok sıkıldım !!

dram filminin senaryosunu heyecanla beklemekteyiz :)

6 Nisan 2009 Pazartesi

imdat...

özür dilerim... çok....
belki en çok kendimden özür dilemem gerekio ama...ama hayır, ben kendimi düşünmüorum ki çok fazla! neden...neden bilmiyorum..ama ÖYLE!!!

o kadar zorluktan sonra ne yaptığımı ben biliyo muyum sanki... verdiğim o kadar sözden sonra! bana bu kadar önem veren bu kadar insana verdiğim o kadar büyük sözlerden sonra ne yaptığımı biliyo muyum?! hakim miyim kendime? peki ne istediğimi biliyo muyum?

hayattan ne beklediğimi biliyorum birtek...ama kuru kuru bunla yaşayamayacağımı öğrenemiyorum belki bi türlü..

"yaşayarak öğrenmek" diyorum ya hep...görmüyo muyum ben bunu beceremiyorum!!!! belki benden başka herkes görüyo ama ben görmek mi istemiyorum?! ne yapmaya çalışıyorum lütfen birisi sarssın beni! lütfen!!!!!

kimi kandırıyorum... kimi mutsuz edicem sonunda....?


imdat...

29 Mart 2009 Pazar

ERİK AĞACI

nedense ikidir böyle şiir koyasım geliyo,

buyrun sevginin gücünü en basit şekilde anlatan harika bir şiir :)

ERİK AĞACI

Yılda iki kez çiçek açıyordu
ama meyve vermiyordu
erik ağacım.
Dediler ki bana:
-Al baltayı eline,
yürü üzerine, korkut onu.

Artık çiçek açmıyor erik ağacım.

Yılda iki kez çiçek açıyordu
ama artık çiçek açmıyor
erik ağacım.
Dediler ki bana:
-Şarkılar söyle ona, sev,
sevgi sözleriyle yüreğini doldur.

Bahar erken dayandı bu yıl kapıya.

Özdemir İnce

18 Mart 2009 Çarşamba

BAĞLANMAYACAKSIN

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,Senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak."O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

CAN YÜCEL

10 Mart 2009 Salı

...:::SEL:::...

hayallerin içinde boğulmak...! 
hayal kurmaktan korkmak .. 
 hayal kurarken tedirgin olmak .. 
ÇOK istemek .. 
dua etmek .. 
çabalamak .. 
korkmak! 
hesap yapmak .. 
planlamak .. 
insanlarla paylaşmak .. 
destek beklemek .. 
korkmak! 
hayal kurmak!! 
hayal kurmak!! 
hayal kurmak!! 

hissetmek! 
anımsamak .. 
görmezden gelmek .. 
gözünü kapamak .. 
gözünü açmak .. 
anımsamak .. 
içinin dolup taşma duygusu .. 
özlem .. 
sonsuzluk isteği ! 
sel .. 
issetmek!! 
hissetmek!! 
hissetmek!!

3 Şubat 2009 Salı

helpless

bekleme sona erdi ..

beklenen oldu ..

beni hiç şaşırtmadığınız için teşekkür ederim ..!

18 Ocak 2009 Pazar

would you help me to carry the stone? open your heart, i'm comin' home!

haftayı 7 gün, yılı 4 mevsim sanırdım ben .. 1 günün 24 saat olduğu bile yalanmış!

hayatımda başkasında bile hiç şahit olmadığım kadar güçlü bir çırpınış içindeyim .. içimde koccaman bir sıkıntı var belki, belki deli gibi korkuyorum, deli gibi ağlamak istiyorum, ağlayamıyorum; ama uzun süredir hissetmediğim bir huzur var içimde .. çaba göstermenin, emek vermenin, elimden geleni yapıyo olmanın verdiği bi huzur .. elimden geleni yapmak için çok geç, ama bundan sonrası için kendim yaşayarak öğrendiğim birşey bu da .. demiştim ya, ben kendim hata yaparak öğrenmek istiyorum diye, evet öyle oldu biraz acı olsa da ..

burdan sonrasında çok ihtiyacım olan birşey var .. onu bulamazsam yıkıldığımın resmi görülebilir olacaktır ..

beklemedeyiz!

Arabesk (?)

Şöyle demişim 25 Eylül 2017’de: “Önce kendine tutun, sonra kendinle bir tuttuğun insanlara, sonra hayatın ta kendisine tutun..” Ne güzel dem...