24 Şubat 2010 Çarşamba

hayırlar olsun

Biraz dursa her şey... bir saat. sadece bir saat etrafımdaki her şey, herkes akışından vazgeçse. ben düşünsem. sadece düşünsem ama. varabileceğim bir sonuç olur mu. gerçekten çözüm yolu var da ben uygun şartlar olmadığı için mi ulaşamıyorum ona? =S zamana mı yetişemiyorum?

neyse..felsefeye gerek yok.

boka batmak benim işim. afferim bana. good for me filan. nerde saçmalık var nerde yanlış var nerde aptallık var benden sorulur. hem de geliştiriyorum kendimi. gün geçtikçe daha büyüklerini buluyorum. bu artış da artarak oluyo, enteresandır. yoo enteresan filan değildir efendim. yok öyle bişey. sen istediğin boku ye. sonra dünyaya at kabahati. neymiş: dünya garipmiş. haha.. ne kadar kolay. aptal olmicaksın kızım.

evet, aptal olmicaksın.. bunun sen de farkındasın: asla eski haline dönemiceksin. as-la ! gayet net, görebiliyosun, bu yüzden dmi bu panik. afferim afferim, iyi yoldasın.

kolay gelsin. hayırlar (!) olsun

16 Şubat 2010 Salı

huzur..? :)

bu sabah istanbuldan ankaraya gelirken kaleme aldığım yazıyı aktarıyorum efem, buyrun:

"
Bazen minicik bir kağıt parçası ile mürekkebi bitmek üzere olan bir kalem bile ne kadar değerli olabiliyor... Gerçi "boş" denebilecek bir kağıt parçası bulamadım ama olsun, cüzdanımın bir köşesinden arkasına yazabileceğim bir makbuz bulmak çok da zor olmadı.

Muavinin yanımdan geçerken attığı garip bakış "nereye yazdığım" ile ilgili miydi yoksa sadece "yazıyor" olmamla ilgili miydi karar veremedim. Nereye yazdığımın bir önemi yok ama fark ettiğim bir şey var: uzun süredir "kağıda" dökmek istediklerimi hep "klavyeye" dökmüşüm. Bir o yana bir bu yana sallanarak elimdeki kağıda bile hakim olmakta güçlük çektiğim bu otobüs koltuğunda bile içimi kağıda dökmek inanılmaz keyifli...

Fark ettiğim başka bir şey de uzun süredir keyif aldığım bir otobüs yolculuğu yapmadığım. "Uyumak" eylemi zor ve rahatsızken ben neden hep uyumayı seçiyorum; yaptığım şeye bir anlam veremedim şimdi. Şu an saat tam olarak 09:10 ve gece hiç uyumadım. Yine de şu an aldığım keyfi gereksiz bir uykuya değişmeyi reddediyorum.

Kendimle ilgili tespitler yapmaya bayılıyorum. Günün en sevdiğim zamanı "başlaması" mesela. Nadiren çok erken kalktığım zamanlarda; çoğunlukla da sabahladığımda sela ve ardından sabah ezanını dinlemek, sonra pencereyi açıp veya balkona çıkıp temiz havayı içime çektikten sonra kuş cıvıltılarıyla ağır ağır günün başlayışını yaşamak...

Saat 7:00-7:30 arası ise sokaklar bambaşka oluyor. Dışarıda bulunmayı en çok sevdiğim zaman aralığı oluyor kendileri. "Seyrek kalabalığın" telaşı ve enerjisine bayılıyorum. Tek tük kaldırılan kepenkler ve açılan dükkanlar, eşini, çocuğunu işe ya da okula uğurlayan, gidişini pencereden ya da balkondan izleyen kadınlar, okul servisi bekleyen minikler, bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar... En güzeli de belki de hiç kimsenin telaştan fark etmediği kuş cıvıltıları... bir de gülümseyen bir kaç minikle göz göze geldiysem benden mutlusu yoktur o an :)( "küçük bir kız çocuğu" isimli yazımı hatırladım :) )

2 buçuk saat geriye gidip, evden servise kadar yaptığım yürüyüşü tüm bunları tekrar hissederek yaşamak istedim..!

Neyse... Ben kulaklığımı takıp otobüs yolculuğumun keyfini çıkarmaya gidiyorum.

Bu arada ikinci makbuzun arkasını da doldurdum :)
"

12 Şubat 2010 Cuma

...

içine sadece seni sığdırabildiğim küçücük bir kalbim vardı baba..

hani o "acı" bakışların var ya.. her adım attığımda tökezlememe, her içimi çektiğimde bir daha nefes alamayacakmışım hissine ve her sevindiğimde benliğimde koca bir sensizliğe sebep olan.. hani o anlamsız bakışlarım var ya; seni deli eden, saflığıma bir türlü ikna olamadığın, tek istediğimin, tek ihtiyacım olan şeyin 10-15 sene önceki his olduğunu bir türlü ifade edemediğim.. hani şu gözlerimden akan yaşlar var ya baba...minicikliğimden beri samimiyetine inanmadığın; onların sahte tebessümleri için tonlarcasını ziyan ettiğin gözyaşlarım var ya...
gidiyorum baba...sanırım önceden bilinmeyen bir son şanstı bu, artık gidiyorum... "acı" bakışlarınla tonlarca saf gözyaşı akıttığını görmek yerine, bu göz yaşlarıyla yarattığın sahte tebessümlere bakmaya devam et olur mu..belki onlar da bir gün hıçkırarak ağlamak ister senin omuzunda..belki onlara o zaman da izin verirsin; ben kime ait olduğunu bilmediğim omuzlarda ağlamaya devam ederken..belki yine beni suçlamaya devam edersin, belki hayatın boyunca hiç göremezsin bir daha..hakkını helal et baba..bunu söylemek istemiyorum ama..etmezsin..!

hayal...?

sanki ilk kez "sen"siz kaldım hayatımda..
ilk kez mi bu boşluk hissi, "sen"siz doldurduğum bir sürü satırda..?
sahi; haberin var mı o satırları nasıl dolduruyorum, koca evrende fındık kadar kalan hayatımdaki hatıralarımla..?

o satırlar koca bir evrenden daha değerliyken benim için, bu koca evrende kendi hayatımın değersizliği, senin benden uzak oluşun kadar somut geliyor bana..

bir gün..belki bir gün sadece bakmam yeterli olur "sana" .. belki o zaman anlarım ki benim fındık kadar dediğim hayatım aslında evren için de benim için olduğu kadar değerliymiş.. belki o gün derim ki, boşuna değilmiş bunca hengame, bunca karmaşa.. aslında "sen"in bir bakışın yeterliymiş..

büyük, kocaman hayallerim yok aslında.. kilometre taşı vaatler istemiyorum, ya da sahte yosun gözlere gerek yok hayatımda; bir yaşam sebebi ya da ölüm sebebi olmama da gerek yok; ilk olmak da umurumda değil belki, son olmak da ...

ne zaman gitti tren ?

Uzunudur ömür meraklanma,
Mühimdir yalnizlik telaslanma,
Saatler geri yavaslama,
Sayfalar sari bir zamanlar genç olsan da.
Yasamdan yarali hayvan gibi,
Insafa gelmeyen sahip gibi,
Duygular saygilar esyalardan sonra;
Yazilmis suya, bir zamanlar ask olsan da.

Ne zamana gitti tren?
Bir ben kaldim birde gölgem,
Saatim mi geri kalmis bilmem?
Ne zaman gitti tren?

Bir rüzgâra kapildik biz
Yelkenler delik desik
Aciktik bir anda aciya
Bir rüzgâra kapildik biz

Ne sen anladin ne ben ögrendim,
Ön sözler gereksizmis geç bildim,
Okuduk yinede gençmisiz iste
Öylesizligin daha güzelmis öylence.
Bir kisa film hayattan kalan,
Oyuncu olsan yönetmen olsan,
Gördüklerini unutmus olsan,
Yasamak bazen sabir ister.

Ne zaman gitti tren
Bir ben kaldim bir de gölgem.
Saatim mi geri kalmis bilmem
Ne zaman gitti tren???

10 Şubat 2010 Çarşamba

noluyo lan bana :D

yazın dolores türkiyeye geliomuş :) ölmeden önce yapmak istediklerim listesinden bişey daha eksilmiş olucak :) mutluyum sevindirik vaziyetteyim filan :)
bi se akşamdan beridir gitar çalıorum, özlemişim, rahatlıyorum :)
yarın da uzuuun uzuuuun çizim yapma planlarım var, düşünmek bile kıpırdatıyo içimi :)

bu arada bugün ezgiyi çok pis sattım yarın onu aramam lazım, kadıköy bizi beklio :)

naaapsam naaapsam daha naapsam da sevindirikliğimi artırsam :P

9 Şubat 2010 Salı

hey ! şey ! doğru dur len :P

İçimdeki "şey" diyo ki : oldun. ama ne oldum..? :P
Bir bakıma, oldukça güçlü hissediyorum kendimi, hiç olmadığım kadar güçlü, eskiden olduğum kadar özgüven sahibi.. bir bakıma da, hala "korku"dan kaçamıyorum, hala korkuyorum, korktukça hata yapma yüzdem artıyo sanki :S bundan kurtulmak için bir an önce doğruyu bulmak için içine girdiğim çaba artırıyo belki de hata yapma yüzdemi? herneyse...artık kendimi kabullendim sanırım :S
love me <3 :P :)

Arabesk (?)

Şöyle demişim 25 Eylül 2017’de: “Önce kendine tutun, sonra kendinle bir tuttuğun insanlara, sonra hayatın ta kendisine tutun..” Ne güzel dem...