16 Şubat 2010 Salı

huzur..? :)

bu sabah istanbuldan ankaraya gelirken kaleme aldığım yazıyı aktarıyorum efem, buyrun:

"
Bazen minicik bir kağıt parçası ile mürekkebi bitmek üzere olan bir kalem bile ne kadar değerli olabiliyor... Gerçi "boş" denebilecek bir kağıt parçası bulamadım ama olsun, cüzdanımın bir köşesinden arkasına yazabileceğim bir makbuz bulmak çok da zor olmadı.

Muavinin yanımdan geçerken attığı garip bakış "nereye yazdığım" ile ilgili miydi yoksa sadece "yazıyor" olmamla ilgili miydi karar veremedim. Nereye yazdığımın bir önemi yok ama fark ettiğim bir şey var: uzun süredir "kağıda" dökmek istediklerimi hep "klavyeye" dökmüşüm. Bir o yana bir bu yana sallanarak elimdeki kağıda bile hakim olmakta güçlük çektiğim bu otobüs koltuğunda bile içimi kağıda dökmek inanılmaz keyifli...

Fark ettiğim başka bir şey de uzun süredir keyif aldığım bir otobüs yolculuğu yapmadığım. "Uyumak" eylemi zor ve rahatsızken ben neden hep uyumayı seçiyorum; yaptığım şeye bir anlam veremedim şimdi. Şu an saat tam olarak 09:10 ve gece hiç uyumadım. Yine de şu an aldığım keyfi gereksiz bir uykuya değişmeyi reddediyorum.

Kendimle ilgili tespitler yapmaya bayılıyorum. Günün en sevdiğim zamanı "başlaması" mesela. Nadiren çok erken kalktığım zamanlarda; çoğunlukla da sabahladığımda sela ve ardından sabah ezanını dinlemek, sonra pencereyi açıp veya balkona çıkıp temiz havayı içime çektikten sonra kuş cıvıltılarıyla ağır ağır günün başlayışını yaşamak...

Saat 7:00-7:30 arası ise sokaklar bambaşka oluyor. Dışarıda bulunmayı en çok sevdiğim zaman aralığı oluyor kendileri. "Seyrek kalabalığın" telaşı ve enerjisine bayılıyorum. Tek tük kaldırılan kepenkler ve açılan dükkanlar, eşini, çocuğunu işe ya da okula uğurlayan, gidişini pencereden ya da balkondan izleyen kadınlar, okul servisi bekleyen minikler, bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar... En güzeli de belki de hiç kimsenin telaştan fark etmediği kuş cıvıltıları... bir de gülümseyen bir kaç minikle göz göze geldiysem benden mutlusu yoktur o an :)( "küçük bir kız çocuğu" isimli yazımı hatırladım :) )

2 buçuk saat geriye gidip, evden servise kadar yaptığım yürüyüşü tüm bunları tekrar hissederek yaşamak istedim..!

Neyse... Ben kulaklığımı takıp otobüs yolculuğumun keyfini çıkarmaya gidiyorum.

Bu arada ikinci makbuzun arkasını da doldurdum :)
"

Hiç yorum yok:

Arabesk (?)

Şöyle demişim 25 Eylül 2017’de: “Önce kendine tutun, sonra kendinle bir tuttuğun insanlara, sonra hayatın ta kendisine tutun..” Ne güzel dem...