22 Aralık 2008 Pazartesi

kime sordunuz?!


neyi niye ne için kim için zorluyorum ki? ya da zorluyo muyum? ya da niye zorlayamıyorum? ne olcak ki bunun sonu? kime nasıl hangi gerekçeyle hesap verebilicem ki? yolunda gitmeyen ne? neden yolunda gitmiyo? neyi nasıl yapmam gerekiyo? içimdeki yumru nasıl yok olucak??

2 Aralık 2008 Salı

ah bu ben ..

manik-depresif değilim artık!! bak, yazamıyorum bayaadır .. ama geçenlerde çizdim, dengesizliklere gerek yokmuş normalde de çizebiliyormuşum, gördüm .. mutlu oldum .. :))

3 Kasım 2008 Pazartesi

yağmuru sakladım içime, tam kurumuş ölüyorken..

Ne yazacağım, nerden başlayıp nasıl kapatacağım hakkında hiçbir fikrim yok... Birkaç saniye düşününce bunun sebebini buldum ama: çünkü zaten ifade etmek istediğim şey içimdeki boşluk.. "boşluk"....

Bir süredir yaşadığım şeylerde kalbimin hiç sızlamadığının, sızlayamadığının farkındaydım.. Üzülecek bir şey bulamıyordum, sevinecek bir şey de... Aklıma geçmişte deli gibi üzüldüğüm şeyler geldiğinde kalbim hiç sızlamıyordu artık, ağlasam da kendimi aptal gibi hissettiğim için ağlıyordum.. Bugünün ne farkı var peki..?

28 Ekim 2008 Salı

Bana baktığınızda ne görüyorsunuz?

Sorumsuz olduğumu mu?
Çok kolay… Sorumluluklarını hiç yerine getirmeyen bir insanım değil mi? Ama üzerimde ne kadar sorumluluk olduğuna bakmak hiç aklınıza gelmez… Sorumluluk bilincinde olduğunu düşündüğünüz insanların üzerinde ne kadar yük olduğuna bakın bir de… Gerçi köpekler renk körüdür; gözlerinin önündeki gökkuşağının renklerini bile göremezler…

Sevimli olduğumu mu?
Evet, sürekli gülümserim… Dinlemeyi, dinlerken gülümseyip olumlu tepkiler vermeyi; anlatmayı, anlatırken kahkaha atmayı da severim… Şirin konulardan bahsetmekten de çok hoşlanırım. Peki, nasıl bu kadar gülebiliyorum hiç düşündünüz mü? Bir insan neden bu kadar güler… Deli gibi gülerken, “oha” demenize sebep olurken hiç gözbebeklerime bakmayı denediniz mi?

Ciddiyetsiz olduğumu mu?
Gereksiz gülüyorum değil mi çoğu zaman? Yersiz laflar ediyorum bir sürü… Konumuma hiç yakışmıyor; hatta yaşıma, okuluma, içinde bulunduğum gruba, belki bazen soy ismime… En güzeli yapay olma değil mi; dünyaya bir kez daha gelme şansımız yokken… İnsanların “kendi” olmasına, içindekileri saklamamasına izin vermemeye çalışmak; karakterlere müdahale etmeye çalışmanın mantığını kim açıklayabilir bana?

Şımarık olduğumu mu?
İnsanın şımarmayı en çok sevdiği insanlara çekinmeden şımarabilmesi kadar güzel bir şey olabilir mi? Böyle bir rahatlığı garipsemenin bir mantığı olabilir mi? Belki şımarmasam dışavurumlarım çok daha şiddetli yansıyacak etrafıma, hiç bunu düşündünüz mü?

Basit olduğumu mu?
Maskelerin arkasını görmeyi denemeye ne zaman başlayacak insan? Kimin hayatı basit? Kimin içinde fırtınalar kopmuyor, kimin aklındaki düşünceler arapsaçı gibi olmadı -en azından- zaman zaman? Kimin kalbi bazen deli gibi çarparken bazen attığını bile hissedemiyor... Kim bazen aynaya baktığında kendine hayran olurken bazen kendini dünyanın en gereksiz, en değersiz, en aptal varlığı gibi hissetmiyor?
Peki, söyler misiniz, bu özelliklere sahip olan bir varlık nasıl basit olabiliyor?

13 Ekim 2008 Pazartesi

kumanda kimde?

Kimileri hayat kumandasının tek sahibidir. Kimileri ise çevresindekileri öyle bir dahil eder ki hayatına, kimse bir kumandaya sahip olamaz.. Bi insanın istediği hayatı istediği şekilde yaşaması için; saygı görmesi için, ille sert mizaçlı mı olması gerekir? Normalde sert mizaçlı olmayan insanlar ciddi ya da en azından bir seferlik sert olmaları gerektiğinde dengeli olamıyolar sanırım.. bugün bu yüzden birini kırdım, hem de hayatımın en içindeki birini.. belki haklıydım; ama dengesizdim.. 

İnsan içinde bulunan ya da şimdiye kadar yaşadığı güçsüzlükleri dışarıya fazla belli etmemeli; en yakınındakilere bile. Bi gün gelir; bu kez güçlüsündür, bu kez ne korkun vardır ne de tedirginliğin; eminsindir; kararlı.. ama derler ya "cehennemin yolu iyi niyet taşlarından örülür".. senin geçmiş güçsüzlüklerini bilenler sana yardım etmeye çalışır ama farkında değillerdir ki senin elinden senin hayatının kumandasını alıp sonucunu bilmedikleri birsürü düğmeye basacaklar.. sana bu kez güçlü olmanın hazzını yaşatmayacaklar farkında olmadan.. senin gözünün önünde birbirine girecek herşey ama sen kılını bile kıpırdayamayacaksın.. çünkü kumandanın tüm parçaları, tüm tuşları dağılmış olacak.. suçlu kim? sensin.. zamanında kumandanı yeteri kadar sahiplenemedin çünkü; zamanı geldiğinde onu herkesten iti kullanabilecek güçte olduğunu gösteremedin..

2 Ekim 2008 Perşembe

neresi? duyamadım?!

adı: esra
soyadı: y******
doğum tarihi: 30.09.1988

doğum yeri: bartın
ilk ağladığı yer: bartın
ilk gülümsediği yer: bartın
ilk kelimesini söylediği yer: bartın
ilk cümle: bartın
yere ilk bastığı, ilk adımını attığı yer: bartın
ilk kahkaha: bartın
kaşığı ilk tuttuğu yer: bartın
kalemi ilk tutuş, ilk çizgi, ilk karalama: bartın
ilk harf, ilk yazı yazış: bartın
ilk okuma: bartın
.
.
.
.
.
.

gidiyo bu böyle; anladınız siz ..
:(

1 Ekim 2008 Çarşamba

DramMmMmMmmmm....!!!!

"Bir insanın dram filmlerini seviyor olması demek, kendisinin de dram yaşadığına inanması anlamına gelir mi??"
Bugünki konumuz bu :P :D

Şaka bir yana, bu soruyu düşününce birşey farkettim! HER İNSANIN hayatından bir dram filmi çıkarırsınız isteseniz.. Herkesin hayatında trajedi vardır mutlaka! O zaman neymiş; dram yaşadığımıza inanmamız gerekmiyomuş; zaten herkes dram yaşıyomuş! Buna şöyle bir açıklama getirebiliriz. Dram filmlerini seviyor olmak, izlediğiniz filmin içinde hayattan birşeyler bulmayı sevdiğiniz anlamına gelebilir.. ama bu çok sade bir açıklama oldu. Dramlar öyle çabuk çabuk ilerleyen actionlı filmler değildir. Bu tarz filmlerin duyguları bu kadar yoğun işleyip, hikayeyi ağırdan alması beni rahatsız etmez. Demek ki ben bir dramsever olarak (:S o neyse :D)(:P) gerçek hayatta duygulara, duyguların ifade edilişine ve bu ifade edilişin anlamlandırılışına çok önem veriyorum.

-----sonn-----

28 Eylül 2008 Pazar

sevginin s'si

Hep parlayarak bakan gözlerim (başkalarının yalancısıyım..) içimde yaşadıklarımı oldukça güzel saklıyo.. İntihar eğilimimden liseden beri kurtulamadım; eğer ölümüm kendi elimden olursa burayı okuyun da, ani bişeymiş gibi şaşırmayın diye diyorum :) İnsanlar için bir çift göze inanmak en kolayıdır, sorgulamayı sevmezler...

Şu an kendi gözlerimi görmüyorum ama ne kadar donuk baktıkları konusunda şüphem yok. Yüzümdeki kasları gülümsemek için kullanamıyorum (biyerde okumuştum, insan somurturken çok fazla kas kullanmıyomuş aslında gülümserken çok az..). Şu lanet şehirde çok yalnız hissediyorum kendimi; ben kendi şehrime gitmek istiyorum! Kendim olabildiğim bi şehre gitmek istiyorum! Burayı da sevmiyorum, buranın insanlarını da! Şu an içimde sevginin s'si yok hatta...

27 Eylül 2008 Cumartesi

polyanna ben yanılıyo bu kez..

Bir süre eskilerden yenilerden bissürü şarkı dinledim.. Farkettim de çocukluğumdan bu yana her dönemimde beni etkilemiş olan, dinlemeye doyamadığım şarkılar olmuş. Bazen 6 aya yalnızca 1 şarkı sığmış; bazen 1 aylık bir döneme 3-5 şarkı sığdırmışım beni etkileyen.. Ama hepsi bişeyler simgeliyo benim için. Günlük gibi! Şarkıyı dinleyince o zaman hissettiklerimi hatırlıyorum! :)

Ama bişi farkettim..
Az önce balkona çıktım. Yağmur yağmış, hava bulutlu ve yoğun bir şekilde yağmur ve nem kokusu alabiliyorsunuz. Bartın'ın o havasını, hatta nemini ne kadar özlediğimi farkettim. Mis gibi :) Bartın'daki evimin balkonuna çıkmak istedim.. ve düşündüm, bana o duyguyu anımsatan bi şarkı yok.. :'(

Polyanna ben diyo ki: demek ki o kadar güzel bi duyguyu anlatacak şarkı bulamamışım, o kadar güzel bi şarkı yazılmamış henüz :D :D

güvEn..

Bu aralar o kadar iyi hissediyorum ki kendimi..! Herşey harika olduğundan, hiç problemim olmadığından filan değil, herşeyin yoluna gireceğine inandığımdan, yoluna sokmak için kendime sonsuz bir güvene sahip olduğumdan.. 2-3 sene önceki bana geri mi dönüyorum ne?? Zaten sahip olduğum özgüvenin üzerine canım rehberlik hocamın eklemeler yapıp sağlamlaştırdığı, ama benim sonra yeterince sahip çıkıp her konuda koruyamadığım sağlam karaktere geri mi dönüyorum?? İçimde tarif edemediğim bir mutluluk, bir rahatlama var! Matematiği yeniden sevdim mesela! :)

Evet, ben hep birilerine güvenme ihtiyacı hissetmişimdir.. şüpHe duymadan güveneyim istemişimdir; annem, babam, arkadaşım, her kimse ondan koşulsuz sevgiyi hissetmek istemişimdir. Zor bişey tabi, herkes sağlayamıyo bunu.. Bu durum da belki başlıca mutsuzluk sebebimi oluşturuyo.. Madem birilerinden "sonsuz" bişeyleri istediğim gibi alamıyorum; o zaman ben de tekrar kendi koşulsuz sonsuz güvenimle hallederim :)) (çok Polyanna gördüm kendimi, iğrendim kendimden :D)

24 Eylül 2008 Çarşamba

my psychology!!

Kısacık bi' melodi, iki mısra yetiyo benim psikolojimi altüst etmeye ya da çoook iyileştirmeye..

Moral bozukluğundan kurtulmak için değişik çözümler uyguluyor insanlar; kimisi direk uyuyo rahatlamak için mesela; bense müzik dinliyorum :D ya da içimde bi bunalım esintisi hissediyosam yine aynısını yapıyorum; müzik dinliyorum ve o esinti fırtınaya dönüşüyo :S

Yaz okulunda mesela; oda arkadaşım Burcu'yla odada oturuyoruz, ikimiz de gayet mutluyuz, keyifliyiz, bi problemimiz yok... Muhabbet ederken müzik dinlemeye başladık, sonra şarkılara eşlik etmeye; son olarak da bunalıma girdik :S sonra neler yaptığımızı öyle heryerde anlatamam :P :D

Sonuç: insan psikolojisi işte, acayip bişey..

14 Eylül 2008 Pazar

eve (?) dönüş..

1 haftadır gün sayıyorum... Okula dönme zamanım yaklaştıkça bi stres bastı üzerimi, hem stres hem rahatlama... Stres; çünkü toparlamam ve taşımam gereken çooook eşya vardı; ayrıca "okul" baskısını şimdiden hissediyorum... Rahatlama; çünkü bu sene için planladıklarımı nihayet uygulamaya başlayabileceğim ve ODTÜ'mü özledim. Ayrıca evim neresi ben de bilmiyorum artık.. Birsürü ısınamadığım Safranbolu'daki bu apartman dairesi, bi türlü odam olarak hissedemediğim bu yer mi; yoksa Faika Demiray Yurdunda canımm arkadaşlarımla yaşadığım 111 numaralı oda mı??

Neyse Cumartesi sabahı geldi çattı sonunda :s ..ve henüz toparlanmaya hiç başlamamış olan ben sabah 11'e doğru işe koyuldum; akşamüstü saat 4 gibi ancak toparlanmayı bitirebildim.

Evet, toplamda 5 parça oldu.. Bu sene, geçen 2 seneye göre daha az ıvır zıvır götürüyorum. Buna rağmen o kadar çok elediğim şey oldu ki: "bunu bayrama geldiğimde götürürüm", "bunu giymesem de olur", "zaten bunu kullanmıyorum", "bu olmadan bayrama kadar idare edeyim"... gibi birsürü cümle kurdum. Ve sonunda bu kadar harekete alışkın olmayan bedenim isyan etti, başağrısı ve benzeri şikayetlerle yığıldım kaldım..

Akşam olduğundaysa sıra anneme geldi :)) Börek ve sarma!!! Burdan Faika ve İsa Demiray sakinlerine duyrulur: bissürü bissürü sarma geliyooooor!! :))

Neyse öyle böyle topladım pılımı pırtımı... Peki ya bunla bitiyo mu?? Tabii ki hayır.. :( Bi de her zaman günlerce ertelediğim, btüm bu eşyaları yerleştirme işi var.. Bu kez kararlıyım, ilk gün boşaltıyorum valizimi! :) Pırıl pırıl olacak her taraf! Bakalım ne kadar sürecek pırıl pırıllığımız? Kaç gün sonra kat görevlisinden laf işitmeye başlayacağız?? :))

Umarım bu kez beni güzel bir sene bekliyordur... Bekle beni ODTÜ! Birkaç saat sonra ordayımm!!

10 Eylül 2008 Çarşamba

küçük bir kız çocuğu

9 Eylül sabahı, saat 7 buçuğa geliyor.. İzlediğim filmle ağamaya doyamamışım, balkonda biraz hava aldıktan sonra yatmayı planlıyorum.. Hava o kadar güzel ki! Dayanamadım, üzerimdeki uyuşuk kıyafetlerden kurtulup dışarıya çıktım :)

Ağır ağır yürümeye başladım, ve kendi adımlarımdan başka duyduğum tek ses neydi biliyor musunuz? kuş sesleri.. uzun zamandır içim böyle huzur dolmamıştı. İçime çektiğim nefesin bana nasıl haz verdiğini bilemezsiniz. Çam ormanına doğru ağır ağır yürümeye başladım; eğimli bir yol.. Ormana biraz yaklaştığımda arkamı döndüm: Karabük şehri karşımda, ardında bir sis tabakası, arkasında koskoca dağlar.. biraz baktım; sonra serinliği hissettim. Evet, orman serinliğiyle kendine çağırıyodu beni. Yürüdüm, yürüdüm... çam ormanına ulaştığımda içimdeki şeye engel olamadım: ağlamaya başladım.. karşımda gördüğüm koskoca dağlar çok aciz hissettirdi birden kendimi. Sonra ormanın çok içine girmeden dolaşmaya başladım; yalnızdım ve bu bana o kadar büyük bir keyif veriyordu ki. bi tane kaya buldum kendime, üzerinde oturdum dakikalarca; yalnızca temiz havayı soludum ve düşündüm...

Eve döndüğümde artık insanlar işe okula gitmeye başlamıştı. Yanımdan geçen minübüsteki ufak bir kız çocuğu gülümseyerek bana baktı, mutlu oldum :)


Eklenti: bunu burda söylemekten üzüntü ve utanç duyuyorum ama; bu yazının başlığını her gördüğümde aklıma Küçük İbo'nun söylediği şarkı geliyo, böyle bi sözü vardı sanırım :D:D

8 Eylül 2008 Pazartesi

Kendini sevmeden yaşayabilen insan var mı?

Günlüğüme bir göz attım. 15 Ağustos 2002 tarihinden bu yana sahip olduğum günlük.. O kadar çok nefret, tutku, sevgi, aşk, öfke, acı, sevinç içeriyor ki; öyle çok çelişki barındırıyor ki içinde.. Kimi zaman birilerine gıpta etmiş, hatta kıskanmışım; sonra tepeden baktıklarım da olmuş. Ardından da saçmaladığımı itiraf etmişim ama hiç gocunmamışım.. Mantıklıymış çünkü bana göre; en doğrusu öyleymiş o zaman.. Ama her birinde kendim haklıymışım. Bazısında kendime kızmışım, küfretmişim. Ama sonunda yine dünyaya maletmişim hepsini...


Ya dünyaya maletmeseydim? Hatalarımı düzeltmeye çalışmanın yanında kusurlu yanlarımı usulca kabullenmeseydim?

:)

Bu gülücüğü buraya koyamayabilirdim o zaman.. Çünkü belki de dünya üzerinde bunu yüksek sesle belirtemeyen bir sürü insan varken ben söyleyebiliyorum: kendimi seviyorum! ..ve bu yüzden şu an hala hayattayım. Kendi irademle hayatta olmamayı seçmeyi düşündüğüm anlar olmadı mı hiç? Oldu ama, her birinden çeşitli sebeplerden vazgeçtikten sonra; dünyaya kızgınlığı geçtikten sonra anlıyo ki insan; burda kalmak en iyisiymiş! Evet! İnsan neden intihar etmez? Çünkü kendinden vazgeçmek istemiyordur. Herşeyden, herkesten önce kendisini düşünür. İntihar edenler neden etmiştir? Çünkü vazgeçmişlerdir kendilerinden, kendilerini sevmiyorlardır.
Hiç mi kendine kızmaz insan? Elbet kızar ama tavırlarının çoğunu kendi iradesiyle yapmıyor mu? Her yaptığı şeye, her söylediği lafa sinir olsa, her birinden sonra pişman olsa nereye kadar dayanır insanın sinirleri?

Peki insan neden üzülür? Çünkü birileri kendisine haksız davranmıştır, onu incitmiştir.. "o"="kendisi"

Neden ağlar? Çünkü "o" üzülmüştür..

Neden sinirlenir? Çünkü birileri kendi mantığına, kendi doğrularına aykırı davranmıştır. Evet, yine "o"..

Neden çalışır? Daha iyi koşullarda yaşamak için. "kendisini" daha iyi şartlara ulaştırmak için.

Neden ibadet eder? Öldükten sonra mutlu olmak için.. yine "kendi" mutluluğu için..

Bu örnekler elbet çoğaltılabilir. E zaten biliyoruz bunları, sıradan şeyler diyebilirsiniz, evet öyle ama bunun "kendinizi gerçekten sevdiğiniz" anlamına geldiğinin farkında mısınız? Ve eğer böyle hissetmeseniz şu an nefes alıyor olmayacağınızın..?

4 Eylül 2008 Perşembe

Lise sevdam!!

Lisede başlayan en büyük sevdam kara kalem çizim yapmak!!

Aşağıdaki çizimlerin ilk ikisini lisede, kalan üçünü üniversitedeyken yaptım. Sağlam olduklarını iddia etmiyorum, sadece ben zevk alıyorum :)










Geçen yaz... (yalnızca bu karakalem değil, siyah tükenmez kalem =))





Kareli bir defter sayfası üzerinde.. :)



Bundaki bir figürün fikri bir arkadaşımdan. Bir gün otururken "bak aklıma bi figür geldi" deyip göstermişti bana, onu modifiye edip kullandım; görürse hatırlar sanırım :)

İyi ki!

İyi ki gencim..
Yaşım henüz 20 olmasına rağmen çok şey yaşamışım, hayattan bütün darbeleri yemişim gibi hissediyor, davranıyorum. Bir çok insan böyledir sanırım. Herşeyi anlayabildiğimi düşünüyorum. Ama her geçen gün, kendimi bir önceki gün olduğumdan daha büyük, daha olgun hissediyorum. Her geçen günün bana yaşatıklarının, verdiği acının, belki hissettirdiği sevincin farkında olmak; en önemlisi her birinin az veya çok bana birşeyler kattığını hissetmek çok büyük bir haz benim için. Belki 2 ay önce bundan kat be kat mutluydum ama bu 2 ayda yaşadıklarımdan öğrendiğim çok şey var.. bu 2 ayda yaşadıklarım sayesinde 21 yaşımı daha sağlam karşılayıp daha mantıklı adımlar atıcam..
İyi ki gencim ve iyi ki önümde benim büyütecek, yeni şeyler öğretecek, deneyimler kazandıracak çoooook sene var..

İyi ki deneyimsizim..
Evet henüz profesyonel hayata adım atmadım; ya da bir evin sorumluluğunu üstlenmedim. Bazen dikkate alınmıyorum bu yüzden; hatta susturuluyorum.. "Benim elimden ne mühendisler geçti!" diyenler oluyor; ya da "Ben ne aşklar gördüm.." diye bilgelik yapmaya çalışanlar! Hiçbirinizden şikayetçi değilim :) Çünkü böylesi daha keyifli... İtiraf ediyorum: deneyimsizim ve hatalar yapıyorum!!! "Ortalamam 0.02 daha az olsa sınıfta kalıcaktım" cümlesini kurduğumda anlıyoum ki benim hayal ettiğim hayat için daha iyisini yapmalıyım; ya da bir kalp kırıklığının ardından günlerce ağladıktan sonra diyorum ki: "niye böyle davrandım? bak şimdi kendim üzülüyorum.." Peki ya bunların hiçbiri öğütlenmedi mi bana daha önce? defalarca öğütlendi hem de.. ama ben hiç yaşamamıştım ki böyle birşey daha önce! sizin durumunuzla benimkinin aynı olacağı ne malum?! Hem belki o duyguyu ya da bazen o keyifi tatmak, yaşamak istedim! Üzüldüğümde de kimseyi suçlamadım böylece. Neden keyif alıyorum biliyor musunuz? : "Ben bunları kendim öğrendim! Tek başıma!!"
İyi ki deneyimsizim ve önümde deneyeceğim çoooook şey var!!

İyi ki kalbimin sesini dinliyorum..
Büyürken ve hala sık sık aldığım bir öğüt: "Kararlarını verirken kalbini de dinle ama, aklın ağır bassın mutlaka, sonra pişman olma" Ben hiçbir zaman bu öğüte sadık kalamadım. Bazen denemeye çalıştım ama olmadı.. Ama hiçbi zaman Allah kahretsin! neden doğruyu yapmadım diye ciddi bir pişmanlık duymadım. Anlık kızgınlıklarla böyle düşünmüş olsam da ciddi bir pişmanlık olmadı hiçbiri. Çünkü biliyorum ki, eğer kalbimin dediğini yapmazsam bir tarafım hep orda kalacak. "Öyle yapsam şimdi mutlu olurdum belki.." diyeceğim hep. Her kalbimi dinlemeyerek yaptığım şey bir iz bırakacak ve belki sonunda o izler birikip, onu en dinlememem gereken zamanda bir patlamaya sebep olup hayatımın en büyük hatasını yaptıracak bana..
İyi ki kalbimin sesini dinliyorum ve kalbimin ağrımasının sebebi bu; pişmanlık değil..

Arabesk (?)

Şöyle demişim 25 Eylül 2017’de: “Önce kendine tutun, sonra kendinle bir tuttuğun insanlara, sonra hayatın ta kendisine tutun..” Ne güzel dem...